Dostum The Wall

Sönük gecenin yıldızları altında bir gece daha geride kaldı. Hüzün, rutubetli hava da yağmur gibi hissettiriyor kendini… Yürüdüğüm yollar ayaklarımın altından kayıyor, kaldırımlar ismini haykırıyor. Köşedeki gamlı duvarın dibine çökmüş, güneşin güler yüzünü göstermesini bekliyorum.-Ama saat daha erkendi ve gece yarısını yeni geçmişti.

Bu hüzünlü, yosun tutmuş duvarın dibine öylece kuruldum ve kafamdaki türlü sorular çözümlenmeyi beklerken, seni aramaya başladım, yapıların ve rüzgârdan savrulan yaprakların gölgelerinin arasında…

Binalar hep aynı… Ağaçların dalları, dallarından süzülen yapraklar rüzgârın uğultusundan korkup titremeye başladıklarında, grimsi duvarlarda seni resmediyorlar.

Gölgelenen yıldızların eşliğinde bu muazzam tabloyu seyrediyor, yüzümde küçük bir gülümseme ile seni anıyorum puslu gecenin karanlığında kaybolmuş yosunlu ve üzgün duvarın dibinde…

Yorgun duvar, benimle beraber rüzgarın senfonisi eşliğinde etrafı seyrediyor, gözlerinden süzülen kristal tanelerini benden gizliyor, bana ayak uyduruyor…

-Ne de olsa güneşin doğmasına biraz vakit var. Ve bu huzursuz gecenin tadını çıkarmak gerekiyor.

Yaşlı duvar ile konuşuyorum. Bir o anlatıyor; yıllardır başından geçenleri; kimlerin onu çiğnediğini, kimlerin hal hatır sorduğunu bir bir anlatıyor…

Ben de seni anlattım sabahın ilk ışıklarına dek seni andım, andırdım soğuk gecenin yorgun bekçisi bu yosun tutmuş yaşlı duvara…

Kelimelerin içinde “Sen!” geçtikçe; çığlıklarım sessizce yükseldi geceye ve ardından bütün bedenimi bir hüzün, sabahın ayazında esiri etti…


Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


CAPTCHA Image
Reload Image
error: İçerik korunmaktadır !!