Çığlığın Yankısı

Ey kanlı gece!
Vahşetin çığlıklarını ruhumdan çıkart. Uğultularını dindir yüreğimin,
iniltileriyle yüzleş ve lanetli gölgenle birlikte çek git!

Ey
karakargalar! Nefretle dağladığınız yüreğimden paslı gagalarınızı çekin. Rahat
bırakın ben’i. Bir uçurumun ufuk çizgisinde savruluyor bedenim; ruhum köhnemiş
inlerde. Rutubet can çekişiyor nefesimde. İs doluyor ağzım; gözlerim görünmeyen
oyuklar…

Dindiremiyorum
çetrefilli ben’imi; küllenmiş ceketini giyen gökyüzü gibi ardımı göremiyorum.
Acımasız bir ressamın tuvale darbeyle attığı çizgi gibi nefesim; soğuk ve mat;
gece yarısı sisi gibi, hareket ettiremiyorum. Zihnim dalgaların bulandırdığı
sular gibi köpürüyor; baloncuklar akıyor dışarı; karalar bağlıyor düş(ünce)ler.
Ve ben attığım her adımda yeni bir ölümü yaşıyorum.

Üzerime
giydirdiğim bu karmaşık beden ben değilim. Oynadığım roller, sahtelikle
süslenmiş birer sahne; her biri aykırı duruşumun sembolü; ben o sahnede olmayan
biriyim.

Ah elmacık
kemiği kırılmış mutluluk! Yüzümde neden resmolmuyorsun? Niçin çizgilere
başkaldırmıyor, puslu ışığını serpiştirmiyorsun?

Ah Poçerin,
beni de götürür müsün yanında? Nastenka’da gelir mi bizimle? Dağların toprak
kokusu her yağmurda bedenimizi esir alır mı? Gün batımını izler mi adımlarımız?
Kuzeydeki soğuk ısıtır mı içimizi? Ruhumuzu okşar mı ayazın ardındaki tan yeli?

Ey İstanbul!
Uluların şehri; beni de katar mısın yanına? Toprağınla örter misin üzerimi?
Kuruyan dallarımdan solgun yüzlere tebessüm katar mısın? Kül olup savrulurken
kucağında, gölgem de yas tutar mısın? Gece çökende yanaklarına; karanlığında
ağırlar mısın?

Uluyun ey
insanlar!

Uluyun,
uluyun, uluyun.

Fersiz
yüreklerde

Kırık bir
parça umut olun!


Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


CAPTCHA Image
Reload Image
error: İçerik korunmaktadır !!