Bir Kağıt Bir Kalem

Bir parça kâğıt ve mürekkebi tükenmekte olan bir kalem… Tek başına bir anlam ifade etmiyor değil mi?

En büyük dostlarımdan ikisi: Biri kâğıt, biri kalem…

Tek başlarına bir anlam ifade edemeyen ama içine kendimden en ufak bir parça kattığımda her şeyi ele veren bir boya küpü. O boya küpünün ucunda bir hayat, acısıyla tatlısıyla her şeyiyle bir yaşam.

Tek anlayan, tek anlatılan, en sadık dinleyici, bir kâğıt birde kalem…

Karanlık ve soğuk bir oda, pencereden sızan bir kaç damla Ay ışığında kâğıda dökülen kırıntılar, bir kaç hüzünlü sözcük, sonrasında yalancı bir gülümseme… Ama kim bilebilir ki: Bir kâğıt bir kalem…

Bazen canın sıkılır, için daralır yazmak istersin; uçsuz bucaksız sayfaları doldurmak. Sessiz sakin gözlerden uzak bir yerde rüzgârın tatlı gürültüsü ve yaprakların ona ayak uyduruşunu dinleyerek eline alırsın bir kâğıt bir kalem. O kadar çok anlatacağın vardır ki… Ama anlatamazsın kelimeler düğümlenir boğazında, parmakların teker teker bırakır kalemi, yazacaklarından korkar belli ki…

Birini sevince yazarsın. Kelimelere anlam, anlamlara ayrı ayrı ifade katarsın, birlikte olunca ölümü bile yaşam sanırsın, en kötü kelimelerden sevgiyi çıkartıp alırsın. Onu düşünür, hayal eder, özleminde kavrulur, gözlerinde kaybolursun. Duyguların, yüreği yeni doğmuş bir çocuk gibi, onun kalp atışlarındaki acelecilik gibi daha da sık çarpar duvardan duvara, daha da sarıldığında ona, duygularınla… Bunu da kimseler bilmez ama bir bilen vardır sonundan: Bir kâğıt bir kalem.

Bazen birine kızar öyle yazarsın. Kelimelerle ondan intikam alır, sözcüklerinin batmasını ister bunu büyük bir istekle yaparsın. Yaparsın, her şeyi yaparsın ama dayanamaz karalar yırtıp atarsın. Ya tanımadığın kişidir yazdığın yada çok sevdiğin… Onu incitemez kıramazsın. Parmakların götürse kelimelere, kalbin el vermez dizelere. Kimseler bilmez ama: Bir kâğıt bir kalem

Güneşin güzelliğinden bahsedersin biraz, gökyüzünün maviliği, insanların yüzündeki gülümseme, el ele sahil boyu yürüyen sevgililer. Hepsini tek tek yazarsın önce, sonra panayır yeri gibi aynı hikâyede canlandırırsın… Oyuncuların yerlerini itinayla seçersin ama hava kararır yarıda kalırsın… Kimseler bilmez ama: Bir kâğıt bir kalem…

İşte sen İstanbul, doğan şehir, doğduğum şehir, doyduğum şehir. Karanlığında kaybolduğum içinde yaşattığın güzelle hayat bulduğum küçücük şehir… Büyülü, büyüyen gözlerle bakma bana öyle. Benim gözümde bir zerre kadarsın. Seni sevmiyorum, senden hoşlanmıyorum ama onu da: Bir kâğıt bir kalem

Bazen hayal gücünle bir şeyler yazarsın. Yazdıklarına rüyalarınla hayat katarsın. Hele bir de rüyaların gerçek olunca… Kimseler bilmez ama: Bir kâğıt bir kalem…

Mürekkep bu her gün aynı renk mi yazar. Kimi zaman solar, kimi zaman parlar, ama hep güzelden yana olur güzelliğinde hayat bulur. En anlamsız kelimelerde bile gelir o sevgiyi bulur. Kimseler bilmez, görmez ama: Bir kâğıt bir kalem

Bir rüyadan başlarsın, ertesi gün yanındasın. Kimseler inanmaz belki de, ama yinede onu yazmalısın… Sevginle onu tarif etmeli kalemin, kelimeleri titizlikle seçmeli yüreğin, en umutsuz gibi görünen kelimelerde bile mutluluk ve sevgiden söz etmeli kalemin yazmakla tükenmemeli anlatmakla bitmemeli… Kimseler bilmez belki ama: Bir kâğıt bir kalem

Duyguları kağıda döken, dökülen kanı kalemle çizen, o duygular yürekten gelen, o yürek seni deli gibi seven, içerisinde bir tek sen. En zor fırtınadan kurtulup hayatta kalan sen ve ben. Ve bütün bunları bir bilen: Bir kâğıt birde kalem…


Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


CAPTCHA Image
Reload Image
error: İçerik korunmaktadır !!