Adı Konulmamış Bir Oyun Denemesi

Kuytu bir köşede deve benzeyen ağaçlar görülür, dalları insanı andıran bir edâ ile sallanmaktadır. Karanlığın hâkim olduğu bu caddenin iki tarafında da son evlerinin birinin altında fakir bir kahve; kahvenin önünde eskimiş kaldırım taşlarının üzerine özensizce yerleştirilmiş iskemleler ve rengi solmuş masalar vardı. Diğer evin altında sokağın yanan lambasının gölgesinde saklanan kediler vardı. Saat epeyi geç olmuş, uzaklar da şehrin uykuya geçtiğini hatırlatan derin bir sessizlik hâkim olmuştu.

 

 

Lambaların gölgesinde oturan Hakan, karşıdaki fakir kahvehanenin hafif çatlamış iskemlelerinin birinde oturan, siyah ceketli, elinde piposu ve asık suratlı keyifsizce oturan Kemal’i görür. Elinde piposu ve yudumlamaya başladığı çayını içen Kemal,Hakan’ın dikkatini çekmiştir.Hakan kedilerin miyavlamaları arasında Kemal’i inceden inceye süzer.Hakan,daha net görülebileceği üç metre ilerisindeki ruhsuz binanın merdivenlerine doğru sessizce hareket eder ve merdivenin ikinci basamağına oturur.

 

 

Hakan:

-Şunu söylemeliyim ki yüzünüz de hiç meymenet yok. Hayırdır canınız bir şeye mi sıkıldı?

Kemal önce etrafına bakınır ve ayın ışıltısı ve sokak lambasının ışığı altında, sokağın karşısında gölgelerin arasında, merdiven de oturan Hakan’ın gölgesini görür.

Kemal:

-Evet, canım sıkkın ve ben gecenin bir vakti üzüntümden yollara düştüm. Ayaklarımın himayesi altında bir o tarafa, bir bu tarafa avare gibi geziniyorum.

Hakan:

-Ne oldu anlatmak ister misiniz? Belki yardımım dokuna bilir!

Kemal:

Ne anlatayım ki?

Hakan:

-Ben de gecenin bir vakti dinleyecek birilerini arıyordum. Karanlık bastırdığından beri kedilerin o iğrenç sesleri arasında kuytu köşem de sessizce oturuyorum. Biraberim lütfen anlatınız. İçinize dert olmasın.

Kemal:

-Geçen yıl tanıştığım güzel dostum Ferhunde’nin ölüm haberini aldım. Bir üzüldüm, bir üzüldüm… Dört gündür dağ, bayır demeden yürüyorum. Ruhum dargın biraderim.

Hakan:

-Ferhunde kimdir? Neyiniz olur?

Kemal:

-Ah biraderim. Ferhunde benim tanıdığım en iyi, en samimi, cana yakın bir dost, bir yoldaş idi. Gözlerim şişti yağan yağmurlardan, isterseniz gelin buyurun yanıma kendi gözlerinizle görün düşen yıldırımları!

Hakan:

-Geliyorum biraderim. Bekleyiniz üzerimi toparlayayım.

Kemal:

-Tamam.

Hakan merdivenden ağır ağır kalkar ve karanlığa doğru tekrar geri döner. Bir kaç dakika sonra gölgelerin arasından çıkan Hakan’ın elinde eski, benzi soluk, boyundan asmalı bir çanta ile sokak lambasının altında belirdi.

Hakan:

-Geldim biraderim, az biraz eşyam var, gece karanlığında kaybolmasın!

Kemal:

-Haklısın “Mal canın yongasıdır.” ne de olsa…

 

Hakan sokak lambasının ışığı altında gölgesi küçülerek gelir ve pörsümüş kaldırım taşlarının üzerine konulan iskemleye oturur, yorgun çantasını masanın ayağının dibi ile iskemlenin arasına sıkıştırır.

 

Kemal:

– Bize iki çay daha verir misin?

Kahveci:

– Tabii ki efendim,çayı yeni demledim,demini alır almaz getiriyorum.

 

Hakan kendini toparlamış ve gecenin yorgun misafirini göz ucu ile kısa bir süzdükten sonra;

 

Hakan:

-Biraderim, gözleriniz gerçekten de yağmurun kırmızılığını almış, şimşekler çakıyor içerisinde…

-Kim idi bu Ferhunde?

Kemal:

– Geçen yıl Eylül’de, sonbahar yaprakları dallardan yerlere saçılmış, çürümüş ve solmuş bir gecesinin hüzün bahçesinde gördüm onu… Saçları sararan yaprakların dallarından düştükleri ilk hali gibi sapsarı, gözleri alacalı, yüzü bir Huri, boyu servi gözleri kamaştırıyordu ahengi…

Hakan:

– Anlaşıldı! Sen aşıktın Ferhunde’ye.

Kemal:

– Evet biraderim aşıktım!Ama sandığın gibi bir aşk değildi.Belki de Eylül’ün hüznüde eklenmişti üzerimize,köklerimiz bir dallarımız ayrı gibi idi.Aşıktım; Saflığına insan sevgisine,düşüncelerine,hayalleri ve isteklerine,yaşamak için verdiği mücadelelere,zalim olan bir dünyaya karşı tek başına ayakta kalma savaşı vermesine…Aşıktım onun kişiliğine,saçları hoş gözleri,al al yanakları hoş,ama,yoksa içinde gerçek bir insan,bütün bunların hepsi boş!

Hakan:

– Ah biraderim şimdi bende üzüldüm.Gerçekten de dediğiniz gibi ‘Huri!’…

Kahveci:

– Buyrun çaylarınız da geldi!

Hakan:

Ah biraderim,ne de güzel,ne de özel biri imiş Ferhunde,nur içinde yatsın hüzünlü kabrinde.

Kemal:

– Âmin biraderim.Teşekkür ederim.

 

Hakan,Kemal’in bu anlattıklarını bütün inancı ve kalbi ile dinler,gözlerinden dökülen inci taneleri ellerine düşmüş,Kemal’e belli etmeden gözlerine perde çeker.

 

Kemal:

– Biraderim, daldınız uzaklara çayınız soğudu içiniz!

Hakan:

– İçerim biraderim… Bu arada ben Hakan. Sizin isminiz…

Kemal:

– Kemal biraderim. Tanıştığımıza memnun oldum.

Hakan:

– Bende memnun oldum Kemal.

Kemal:

– Hayırdır Hakan, neden bu hüzünlü yapının solmuş renklerinde duruyorsun? Bir dilenci falan da değilsin sanırım. Giydiğin elbise, ayaklarınızdaki kundura,köstekli saatinizin süslemelerinden bir soyluya benziyorsun.Bu köhne yerde işin nedir?

 

Hakan, kendini biraz toparlayıp cevap verir.

 

Hakan:

– Biraderim ben bir gezginim! Dolaşıyorum sokaklarda, farklı renk ve ebatlarda taşlarla süslü caddelerde geziyorum.Bazen deniz kenarın da,bazen de çürümüşlüklerde ararım hayatı,ve geçmişimin güzelliklerini anarım.

Bu gördüğünüz yosun tutmuş ve bir o kadar da yabani duran binaya, senin bakış açın ve benim bakış açım çok farklı! Çünkü sen bu yapının eskimişliğine, dökülen sıvası ve solgun rengine bakıyorsun. Ben ise bu binaya her baktığımda; içinde bıraktığım ruhuma, yaşadığım güzelliklere bakar, yüzümde küçük bir tebessüm ile kedi seslerinin vızıltısında mutlu olur, geçmişi yeniden yaşarım. Orada bir hayat var ve ben onu hissedebiliyorum.

Kemal:

– Anlıyorum seni Hakan. Ve sonsuz saygı duyuyorum.Sen de benim gibi yaşıyorsun.Geçmişin, üzerinde bıraktığı mutluluk kırıntılarını, en küçük tanesine kadar alıyor,topluyor ve onlarla yaşıyorsun…

Kemal lafını bitirmeden;

Hakan:

– Aynen öyle Kemal.

Kemal:

-Sanırım beni en iyi sen anlarsın. Sen de benim gibi avare olmuş, temiz elbiseler, bakımlı bir cilt, gösterişli bir saat, İtalyan kundura ile karanlık, kuytu bir köşede aranıyorsun!

Normal bir insan olsa:”Deli mi bu böyle?”der. Ama sen içinden geleni yapıyorsun.

Hakan:

– Teşekkürler! Sanırım bu yorgun gecede birbirimizi tanıyacağız.

Kemal:

– Hüznün çarpışması!

 

Hakan ile Kemal kalkarlar.

Yeşillik alana girerler. Yol toprak yoldur. Etrafta kısa otlar ve yer yer ağaçlar vardır.

 


Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


CAPTCHA Image
Reload Image
error: İçerik korunmaktadır !!