İlk Tutuş, İlk Dokunuş

İlk tutuş, ilk dokunuş… Ürkek bakışların altında yatan alev toplarının gün yüzüne çıkmasına ramak kala yaşanan, tarifsizlik şerbetiyle kaynayan duygular…

Ellerini tuttuğumda yüreğimdeki ürperişlerin sesi yankılanıyordu; ışık olup parıldattığın gözlerimde.

Bakışlarımdaki kaçışlar, terleyen avuç içlerimin amansız can çekişleri ve titreyen parmak uçlarım… Bütün her şey candan aziz tutulan yârin, sıcaklığında kavrulup aşkın enginliklerine akma arzusuyla sarsılan, -işte bu o- denilen yüreğin içine girip, amansız bir sevdanın yeryüzündeki görünen yüzünün esareti altında kalmak için…

Ne saf, ne temiz o en derin duygular.

Kaçışların ardından başlar hayatlar… Geçmişin acı suyunun damakta bıraktığı tadı silmek için, yeni bir romanın asıl karakterleri olma arzusuyla; inanarak, yaşayarak ve sahiplenerek yeniden başlamak. Kalbin incinen kanatlarına umudu aşılamak, tutku ve sükûnu kristal tanelerine kadar içine hapsedip yeni bir yolun, inançla çıktığın yeni bir yolculuğun ilk adımlarının verdiği huzuru doyasıya yaşamak adına varılan son noktanın başlangıcında yeniden kalplerde hayat bulmanın doğallığıyla hissetmek…

Rüzgâr esiyor sokaklarımda. Caddelerim adını anıyor. Yanaştığım iskele meydanı çığlıklara karışan sesiyle seni çağırıyor. Rüzgâr üşüyor gökyüzünde, sarhoşluklar yalnız kalıyor. Titrek nefesiyle gece yarısını gösteren zaman yeni bir sonun başlangıcında seni arıyor. Üşüyor sokaklar, sızlıyor dalgalı sular. Anıyor her an, her bir bakışını anıyor ve dem vuruyor emanet ettiği zamanın tatlı tebessümlerine.

Savrulan küllerimin şahlandığı caddelerde izini arıyorum. Bir bakış, bir kaçış… Kaldırım taşlarına kazınan siluetin, defa at ederek gözlerimde buğulanıyor. Islanıyor camlarım, geçmişin yansıttığı sahnelerde kristale dönüyor.

Öpmeye doyamadığım ellerini ilk tutuş, ilk dokunuş yaralıyor beni. Terli avuç içlerim artık üşüyor. Vücudum yokluğunda alabora oluyor; yuvarlanıyor dünyanın içerisinde, serseri kurşun gibi amaçsızca çırpınıyor.

***

Hazan mevsimi, rüzgârın şaha kalkan bakışları altında hazin akşamların incinen bedenlerde yankılanmasıdır. Eylül’dür hazan, kâğıda akan kandamlacıklarının kabuk bağlayamamasıdır. En deli aşkların, yağan kristal taneleri altında el ele akışıdır. Edebiyattır hazan, duvarları hüzünle kaplanmış bir romanın son sayfalarında yok olduğu sanılan, her hazan mevsiminde yeniden ayağa kalkan ıstıraplardır.

23.09.2008

00.51

Show More

Related Articles

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: İçerik korunmaktadır !!
Close